Şirket Yöneticilerinin Cezai Sorumluluğu
Anonim ve Limited Şirketlerde Cezaların Şahsiliği İlkesi
İlk yayın: 26.11.2015 — Güncelleme: Eylül 2026
Şirketler hakkında bir vergi incelemesi, gümrük soruşturması ya da iş kazası gündeme geldiğinde uygulamada sık görülen bir tablo vardır. Yönetim kurulu başkanı, tüm yönetim kurulu üyeleri ve hatta aile şirketlerinde şirketle fiilen hiçbir ilgisi olmayan ortaklar bile şüpheli veya sanık sıfatıyla yargılanır. Bu yazıda, anonim ve limited şirket yöneticilerinin cezai sorumluluğunu cezaların şahsiliği ilkesi çerçevesinde ele alıyoruz. Vergi, kaçakçılık, kambiyo ve Türk Ceza Kanunu’ndaki bazı suçlar bakımından uygulamadaki sorunlara ve bunlara karşı alınabilecek önlemlere de değiniyoruz.
1. Cezaların Şahsiliği İlkesi ve Kusur Sorumluluğu
Anayasa’nın 38. maddesi, ceza sorumluluğunun şahsi olduğunu açıkça hükme bağlar. 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 20. maddesinin birinci fıkrası da aynı ilkeyi şöyle ifade eder: “Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”
Bu ilkenin anlamı şudur: suçun faili cezadan bizzat sorumludur, failin dışındaki üçüncü kişiler ise suç sayılan davranış nedeniyle cezalandırılamaz. Bir kişi yalnızca şirkette yönetici olduğu, imza yetkisi bulunduğu veya yönetim kurulu üyesi sıfatını taşıdığı için cezalandırılamaz; sorumluluk, somut fiil ile kişi arasındaki bağlantı üzerinden kurulmalıdır.
Cezaların şahsiliği ilkesi, ceza hukukunda kusur sorumluluğunun esas alındığını, objektif (kusursuz) sorumluluğun ise terk edildiğini gösterir. TCK’nın 21. ve 22. maddeleri cezalandırmayı kast veya taksir şartına bağlar. 23. madde ise neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda kişinin ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasını arar. Dolayısıyla kimseye kusurunu aşan bir ceza verilemez.
Burada sıkça karıştırılan bir ayrıma dikkat çekmek gerekir. Özel hukuk ve kamu alacağı hukuku bakımından kanuni temsilcilerin mali sorumluluğu mümkündür. Örneğin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 10. maddesi ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesi, tahsil edilemeyen kamu alacağı için kanuni temsilcilere başvurulmasına imkân tanır. Ancak bu mali sorumluluk, cezai sorumluluk anlamına gelmez. Uygulamada özel hukuktaki kusursuz sorumluluk mantığı ceza yargılamasına taşınmaya çalışılmaktadır. Oysa ceza hukukunda geçerli olan, sübjektif (kusura dayalı) sorumluluktur. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında bu ayrıma titizlikle dikkat edilmelidir.
Tüzel kişiliğin kendisi bakımından da durum açıktır. TCK md. 20/2 uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Kanunda öngörülen hallerde yalnızca güvenlik tedbirlerine (TCK md. 60) ve idari para cezasına hükmedilebilir. Nitekim 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 43/A maddesi, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan kaçakçılık suçlarının tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde bu tüzel kişiye ayrıca idari para cezası verilmesini öngörmektedir. Bu da suç nedeniyle şirketin idari yaptırımla, fiili gerçekleştiren gerçek kişinin ise cezayla karşılaştığı bir sistemi ortaya koyar.
2. Önce Yetki Haritası: 6102 Sayılı TTK’ya Göre Yönetim ve Temsil
Cezai sorumluluğun doğru kişiye yöneltilebilmesi için önce şirkette kimin hangi yetkiye sahip olduğu tespit edilmelidir. 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) bu konuda eski kanuna göre çok daha ayrıntılı bir çerçeve çizer.
Anonim şirketlerde şirket yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur (TTK md. 365). Yönetim kurulu, esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği iç yönergeye göre yönetimi kısmen veya tamamen bir ya da birkaç üyeye veya üçüncü kişiye devredebilir (TTK md. 367). Temsil yetkisi en az bir yönetim kurulu üyesinde bulunmalıdır. Temsil yetkisinin kime ve hangi sınırlarla verildiği ticaret siciline tescil ve ilan edilir (TTK md. 370-371). Kanun ayrıca yönetim kurulunun devredilemez görevlerini ayrı bir maddede sayar (TTK md. 375).
Limited şirketlerde yönetim ve temsil, şirket sözleşmesiyle düzenlenir ve müdürlere aittir. En az bir ortağın müdür olması gerekir (TTK md. 623). Müdürler kurulunun devredilemez görevleri 625. maddede, temsil yetkisi ise 629. maddede düzenlenmiştir.
Bu yapının ceza yargılaması bakımından önemi büyüktür. İç yönerge, imza sirküleri, yönetim kurulu kararları ve görev dağılımı belgeleri, “fiilin ayrıntısını bilen ve oluşumunda rolü olan” kişinin kim olduğunun tespitinde temel delillerdir. Hukuki sorumluluk alanında da benzer bir anlayış hâkimdir. TTK md. 553 yöneticilerin sorumluluğunu kusura bağlar, md. 557 ise farklılaştırılmış teselsül ilkesini benimser. Hukuki sorumlulukta bile herkes kendi kusuru oranında sorumluyken, ceza hukukunda tüm yönetimin topluca sorumlu tutulması kabul edilemez.
3. Vergi Suçları Bakımından Değerlendirme (213 Sayılı VUK)
VUK md. 10/1’e göre tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilir. Ancak aynı Kanun’un 333. maddesinin son fıkrası, 359. maddede yazılı fiiller için öngörülen cezaların “bu fiilleri işleyenler hakkında” hükmolunacağını açıkça belirtir. Kanun koyucu cezai sorumluluğu sıfata değil, fiile bağlamıştır.
Güncel ceza aralıkları: VUK md. 359’daki kaçakçılık suçlarının cezaları önemli ölçüde değişmiştir. Ceza üst sınırları 15 Nisan 2022’de yürürlüğe giren 7394 sayılı Kanun ile artırılmış; (a) bendindeki üst sınır üç yıldan beş yıla, (b), (c) ve (ç) bentlerindeki üst sınırlar ise sekiz yıla çıkarılmıştır. Buna göre muhasebe hilesi, defter ve belgeleri gizleme veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma fiilleri 18 aydan 5 yıla kadar, sahte belge düzenleme ve kullanma ise 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası gerektirir. Bu artışın zamanaşımına da doğrudan etkisi vardır. 359/a kapsamındaki fiillerde dava zamanaşımı TCK m.66/1-e uyarınca sekiz yıl iken, 359/b kapsamındaki sahte belge fiillerinde TCK m.66/1-d uyarınca on beş yıla yükselir. Fiilin işlendiği tarih, hangi hükmün uygulanacağını belirler. 7394 sayılı Kanun ile ayrıca 359. maddeye zincirleme suç hükümlerine ilişkin 9. fıkra eklenmiştir. İdari yaptırımlar tarafında ise 2024’te yürürlüğe giren 7524 sayılı Kanun’la usulsüzlük cezalarında ciddi artışlar yapılmıştır. Vergi ziyaına 359. maddedeki fiillerle sebebiyet verilmesi halinde vergi ziyaı cezası üç kat, bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanır.
Uygulamadaki sorun: Bir anonim şirket hakkında Vergi Suçu Raporu düzenlenip Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiğinde, çoğu zaman yönetim kurulu başkanı ve tüm üyelerin ifadesi alınır. Aile şirketlerinde ise şirkette fiilen görev almayan aile fertleri hakkında da dava açılabilmektedir. Oysa mevzuat, idarenin kendi düzenlemeleri ve yerleşik içtihat bunun aksini gerektirir:
- Öğreti: Nuri Ok ve Ahmet Gündel, Vergi Kaçakçılığı Suçları adlı eserlerinde kanuni temsilcilerin sorumluluğunda ölçünün, fiilin ayrıntılarını bilen ve oluşumunda rolü olan temsilcilerin ceza muhatabı sayılması olduğunu vurgular. Yasa veya sözleşmede gösterilen tüm temsilciler bu ölçüye girmez.
- İdarenin görüşü: 14.07.1981 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 143 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği, ceza davalarında yönetim kurulu üyelerinin tamamının sorumlu tutulmaması gerektiğini belirtir. Tebliğe göre üyelerin sorumluluğu şeklîdir ve cezalandırılması gerekenler suçun ayrıntılarını bilen ve oluşumunda rolü olan temsilcilerdir. 18.06.2002 tarihli 306 Seri No’lu VUK Genel Tebliği de cezaların şahsiliği ilkesini esas alır ve sahte ya da yanıltıcı belgenin bilmeden kullanılması halinde suç duyurusunda bulunulmaması gerektiğini ifade eder.
- Yargıtay içtihadı: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.12.1990 tarihli, 1990/9-312 E., 1990/349 K. sayılı kararında, yalnızca şeklen sorumlu olan kanuni temsilcinin cezalandırılamayacağı, suçun ayrıntısını bilen kişilerin cezalandırılması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi de 09.05.2002 tarihli kararında aynı çizgiyi sürdürmüştür. Karara göre suçun eylem ve fikir birliği içinde işlenmediği anlaşılırsa sorumluluk, temsil yetkisinin bölüşümü dikkate alınarak suçun ayrıntısını bilen ve oluşumunda rolü olan temsilciye aittir. Bunun için önceden yapılmış yetki paylaşımının, iş bölümünün ve beyannameleri hangi temsilcinin verdiğinin araştırılması gerekir.
Limited şirketler bakımından da aynı ilke geçerlidir. Birden fazla müdürün bulunduğu durumlarda tüm müdürlerin sorumlu tutulması cezaların şahsiliği ilkesine aykırıdır. Sorumluluk, fiilin ayrıntısını bilen ve oluşumunda rol oynayan müdüre aittir.
Vekâletle yürütülen işler: Vergi borcu bakımından vergi dairesine karşı asıl sorumlu mükelleftir. Ancak cezai sorumluluk açısından işi vekâleten fiilen yürüten kişi öne çıkar. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 16.12.1999 tarihli kararında, işlerini vekâleten eşinin yürüttüğünü savunan mükellef hakkındaki mahkûmiyet bozulmuş, vekâletname aslının getirtilerek savunmanın değerlendirilmesi istenmiştir. Yargıtay uygulamasında bu tür vekâletnamelerin noterce düzenlenmiş olması aranmaktadır.
Çalışanların fiilleri: Yargıtay, şirket çalışanının kanuni temsilcinin istek, irade ve onayı olmadan işlediği fiillerden kanuni temsilcinin cezai sorumluluğunun doğmayacağını kabul etmektedir.
Adi şirketler: Aynı ilke adi ortaklıklar için de geçerlidir. Yalnızca ortak olmak iddianame düzenlenmesi için yeterli değildir. Dava, fiilin ayrıntısını bilen ve oluşumunda rolü olan ortak hakkında açılmalıdır.
Son olarak VUK md. 371’deki pişmanlık imkânı hatırlanmalıdır. Pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makama bildirmek cezalandırmaya engel teşkil eder.
4. Kaçakçılık Suçları Bakımından Değerlendirme (5607 Sayılı Kanun)
İthalat ve ihracat yapan şirketlerin yöneticileri, gümrük mevzuatının sık değişmesi ve idarenin düzenleyici işlemleriyle sürekli güncellenmesi nedeniyle kaçakçılık soruşturmalarıyla sıkça karşılaşmaktadır. Gümrük işlemlerini yürüten kişilerin veya gümrük personelinin hatalı işlemleri de davaların açılmasına yol açabilmektedir.
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 4. maddesi iki önemli nitelikli hal içerir. Suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ceza iki kat, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde ise yarı oranında artırılır.
Uygulamada bu madde neredeyse her davanın sevk maddeleri arasında yer almaktadır. Bunun nedeni, ithalat veya ihracat için gümrük müşavirine ihtiyaç duyulması, işlemlerin gümrük personelince yapılması ve muayene gerektiren eşyada muayene memurunun da dosyaya dahil edilmesidir. Böylece kişi sayısı kolayca üçü geçer. Örgüt nitelemesi ise büyük ölçüde soruşturmayı yürüten savcının takdirine kalmaktadır. Oysa bir örgütten söz edilebilmesi için hiyerarşik bir yapı, üyeler arasında maddi ve manevi dayanışma ve fiillerde devamlılık gibi unsurların varlığı gerekir. Olağan bir ticari işlemin zorunlu aktörlerinin bir araya gelmesi, tek başına örgüt veya “birlikte işleme” sonucunu doğurmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.04.2004 tarihli, 2004/6-61 E., 2004/89 K. sayılı kararına konu olayda, şirkette yalnızca kâğıt üzerinde ortak görünen ve işlerin eşi tarafından yürütüldüğünü, kendisinin bilgisi olmadığını beyan eden bir sanık hakkında dava açılmış ve yargılama yıllarca sürmüştür. Bu örnek, sıfata dayalı suçlamanın bireyler üzerindeki ağır sonuçlarını açıkça göstermektedir.
Tarihsel bir not olarak: 1932 tarihli 1918 sayılı Kaçakçılık Kanunu döneminde son derece ağır hapis cezaları verilmekteydi. Bu kanun 2000’li yılların başında 4926 sayılı Kanun ile kaldırıldı. 4926 sayılı Kanun da 2007’de yürürlükteki 5607 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldı. Yeni düzenlemeler öncekilere göre daha ölçülü olsa da cezaların şahsiliği ilkesinin uygulamaya tam olarak yansıdığı söylenemez.
5. Kambiyo Mevzuatı Bakımından Değerlendirme (1567 Sayılı Kanun)
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 3. maddesine göre ithalat, ihracat ve diğer kambiyo işlemlerinde döviz veya Türk parası kaçırmak kastıyla muvazaalı işlemlerde bulunanlar, yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar idari para cezası ile cezalandırılır. Fiilin teşebbüs aşamasında kalması halinde ceza yarı oranında indirilir. Bu fiiller daha önce hapis cezası gerektirirken, 2008 yılında 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile idari para cezasına dönüştürülmüştür.
Geçmişte dış ticaret sermaye şirketleri aracılığıyla yapılan ihracat işlemlerinde, aracı firmaların üretim kapasitesi olmadığı halde piyasadan temin ettikleri ürünleri kendi üretimleri gibi gösterdikleri tespit edilmişti. Yalnızca fatura düzenlemek amacıyla kurulan paravan şirketler üzerinden yürütülen bu işlemler nedeniyle çok sayıda tanınmış firma hakkında kaçakçılık, vergi ve kambiyo mevzuatına aykırılıktan davalar açıldı. Bu davalarda da çoğu zaman yönetim kurulu başkan ve üyelerinin tamamı sanık yapıldı. TCK md. 20 sanki hiç yokmuş gibi davranıldı.
6. Türk Ceza Kanunu’ndaki Suçlar Bakımından Değerlendirme
Şirket yöneticileri hakkında TCK kapsamında soruşturma açıldığında da benzer bir eğilim görülür. Öne çıkan suç tipleri şunlardır:
- resmi belgede sahtecilik (md. 204) ve özel belgede sahtecilik (md. 207),
- dolandırıcılık (md. 157-158), özellikle tacir veya şirket yöneticilerinin ticari faaliyetleri sırasında işlenen nitelikli hal (md. 158/1-h),
- ihaleye fesat karıştırma (md. 235),
- çevrenin kasten veya taksirle kirletilmesi (md. 181-182),
- zehirli madde katma (md. 185),
- taksirle öldürme ve taksirle yaralama (md. 85, 89).
Örneğin bir resmi belge tek bir kişi tarafından düzenlenmiş olsa bile, soruşturmanın tüm yönetime yöneltildiği görülebilmektedir. İş kazalarında da benzer bir tablo vardır. Taksirli suçlarda sorumluluk, özen yükümlülüğünün kimde olduğuna ve bu yükümlülüğün kim tarafından ihlal edildiğine göre belirlenmelidir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında işveren, işveren vekili, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi gibi aktörlerin görev ve yetkileri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Yalnızca “işveren” sıfatı nedeniyle otomatik tutuklama veya mahkûmiyet, kusur ilkesiyle bağdaşmaz.
Karşılıksız çek konusunda bir düzeltme: Metnin ilk halinde, “ekonomik suça ekonomik ceza” ilkesi gereği karşılıksız çekte hapis cezasının kaldırıldığı belirtilmişti. Bu bilgi artık güncel değildir. Fiil 2012’de 6273 sayılı Kanun ile suç olmaktan çıkarılmış, ancak 2016’da 6728 sayılı Kanun ile yeniden suç haline getirilmiştir. Bugün 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca karşılıksızdır işlemine sebebiyet veren kişiye her çek için 1.500 güne kadar adli para cezası verilir; bu ceza çekin karşılıksız kalan miktarından az olamaz ve ödenmezse doğrudan hapse çevrilir. Tüzel kişi adına düzenlenen çeklerde de sorumluluk, çeki düzenleyen yetkili gerçek kişiler bakımından değerlendirilir.
7. Yargıya Güven Açısından Bir Değerlendirme
Fiille ilgisi bulunmayan kişilerin yıllarca süren yargılamalarla karşı karşıya kalması, toplumun yargıya olan güvenini zedelemektedir. Anayasa’nın 129. maddesi ve 6100 sayılı HMK’nın 46. maddesi, yargı mensuplarının görevleriyle ilgili kusurlarından doğan zararlar için devlete karşı dava açılmasına ve devletin rücu etmesine imkân tanır. Kanaatimizce, tıpkı hekimlerin mesleki kusurlarında olduğu gibi, kişi özgürlüğü söz konusu olduğunda hâkim ve savcıların hesap verebilirliğini güçlendirecek düzenlemeler tartışılmalıdır. Bu, yargı bağımsızlığını zedelemeden özenli soruşturma ve kovuşturma yapılmasını teşvik edecektir.
8. Şirketler ve Yöneticiler İçin Pratik Öneriler
Cezaların şahsiliği ilkesinin yargılamada işletilebilmesi büyük ölçüde belgeye dayanır. Şirketlerin şu önlemleri alması önerilir:
- Yönetim ve temsil yetkisini TTK md. 367 kapsamında yazılı bir iç yönerge ile dağıtmak, imza sirkülerini güncel tutmak ve ticaret sicilinde doğru tescil ettirmek.
- Vergi, gümrük, finans, satın alma ve iş güvenliği gibi alanlarda sorumlu yöneticileri yönetim kurulu kararıyla ve görev tanımlarıyla belirlemek.
- Yetki devrini noter onaylı vekâletname ile yapmak ve kapsamını açıkça yazmak.
- Beyannameleri kimin hazırladığını, onayladığını ve gönderdiğini gösteren iç onay kayıtlarını saklamak.
- Tedarikçiler için belge ve fatura doğrulama prosedürleri uygulamak. Böylece bilmeden sahte veya yanıltıcı belge kullanılması halinde iyi niyet ispatlanabilir.
- Soruşturma aşamasında, ifade vermeden önce avukattan destek almak ve görev dağılımını gösteren belgeleri dosyaya sunmak.
Sonuç
Anayasa’nın 38. maddesi ve TCK’nın 20. maddesi gereğince, şirketlerle ilgili suç iddialarında kanuni temsilcilerin tamamı hakkında değil, fiilin ayrıntısını bilen ve oluşumunda rolü olan ortak veya yönetici hakkında dava açılmalıdır. Suçlamaya konu olaya fiilen katılmayan, ayrıntısını bilmeyen ve oluşumunda rolü olmayan yönetim kurulu üyeleri, hatta yönetim kurulu başkanı hakkında salt sıfatları nedeniyle kamu davası açılmamalıdır. 6102 sayılı TTK’nın sunduğu iç yönerge ve yetki devri araçları, bu ilkenin uygulamada işletilebilmesi için şirketlerin elindeki en etkili imkândır.
Kaynakça
- İÇEL, Kayıhan – SOKULLU AKINCI, Füsun – ÖZGENÇ, İzzet – SÖZÜER, Adem – MAHMUTOĞLU, Fatih Selami – ÜNVER, Yener, Yaptırım Teorisi, İstanbul 2000.
- PARLAR, Ali – HATİPOĞLU, Muzaffer, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ankara 2007.
- OK, Nuri – GÜNDEL, Ahmet, Vergi Kaçakçılığı Suçları, Ankara 2002.
- ÖZEN, Muharrem, Ceza Hukukundaki Objektif Sorumluluk, Ankara 1998.
- ÇILDIR, Şentürk – DANİZHAN, Hüseyin, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, Ankara 2008.
- 143 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği (RG 14.07.1981, 17402) ve 306 Seri No’lu VUK Genel Tebliği (RG 18.06.2002, 24789) — güncel metinler için: gib.gov.tr ve mevzuat.gov.tr
Sık Sorulan Sorular
Aklınızdaki soruların cevapları burada
- TTK md. 367 kapsamında iç yönerge ile yetki dağılımı yapmak
- Görev dağılımını yönetim kurulu kararlarıyla belgelemek
- Yetki devrini noter onaylı vekâletname ile yapmak
- Beyanname ve onay süreçlerinin kayıtlarını saklamak